Mükemmel Olmak ya da Olmamak
2 Mart 2023 2025-03-03 13:04Mükemmel Olmak ya da Olmamak
Mükemmel olmak ya da olmamak bazen bütün mesele bu olur. Kendimiz için bir hedef belirlediğimiz zaman kusursuz olmayı da hedefleriz. Hedefin büyüklüğü ya da küçüklüğü önemli değildir, sizin için hayata geçireceğiniz hayalinizdeki iş ya da uğraş da olabilir, bir çocuk yetiştirmek de olabilir. Hiçbir şeyin eksik olmaması için çabalayıp, tam olmadığı sürece haylimizdeki hedefi hayata geçirmeyiz. Ya da işler düşündüğümüz gibi mükemmel gitmediğinde kendimizi eksik veya başarısız hissedebiliyoruz. Her şeyin zihnimizde tasarladığımız gibi olması için epey zaman harcayabiliyoruz. Farkında olmadan hedefimiz olan eylemi bırakıp kusursuz olmak için çaba sarfederiz. Zamanımızı işi bitirmek için değil mükemmel olması için harcarız. Mükemmeliyetçilik o kadar sinsidir ki, size kaybettiğiniz zamanı kutsal bir iş yapıyormuşsunuz gibi hissettirip bütün ayrıntılarda boğulmanıza neden olur. Kurnazdır. Mükemmeliyetçilik aslında bir korkudur, hata yapma korkusu, reddedilme korkusu, beğenilmeme korkusu. Bu korkuların hiçbirini yaşamamak için tüm gücünüzle ve hatta gücünüzün üstünde bir mücadeleye girersiniz. Kusursuzluk kovalarsınız. Eleştiri ya da negatif bir geri bildirim almamak ve hatta her şeyi tam ve kusursuz bir şekilde yapabildiğimiz övgüsünü almak yine sinsi bir beklentidir. Hedefinize varmanızda engel olan şey dışarıda değil, içeride ki mükemmeliyetçiliktir. Çünkü her şeyin mükemmel olmasını ve gitmesini hedeflemek gerçek bir hedef değildir. Korkuyla yapılan bir plandır. “Başarmak için gayret göstermek seni motive eder ama mükemmeliyet için gayret etmek cesaretini kırar” der Harriet Braiker. Hedefimizdeki sürece değil sonuca odaklanıyoruz. Süreç içerisinde çıkabilecek bütün sorunları -gerçek dışı- bir şekilde öngörmeye ve hatta önlemeye yelteniyoruz. Bu önleme ve öngörü ile o kadar çok zaman kaybediyoruz ki hiçbir zaman adım atacak o cesareti bulamıyoruz. Çünkü adım atmak için cesur olmaya değil mükemmel olmaya ihtiyaç duyuyoruz.
Kendi gerçeğimize göre hareket etmektense korkularımızı yaşamamak için kusursuz planlar yapıyoruz. İçsel olarak birinci hedefimiz korkularımızı yaşamamak, ikincisi hedefimizi gerçekleştirmektir. İşte bu birincisini yaşamamak için ikincisine odaklanıyoruz. Birinci korkularımızı yaşamamak için, mükemmel planlar yaptığımız doğrudur. Mükemmeliyetçi olan insanların en çok kaybettiği şey; zamandır. Hayata geçirildiğinde muhteşem planları olan mükemmelliyetçiler,kendilerinin oldukları halleriyle tam ve yeterli olduklarına bir türlü ikna olamazlar. Hep daha fazlasını ve en iyisini hedef olarak belirlerler.
Dr. Brene Brown, yıllar süren araştırmalar sonucu mükemmelliyetçiliği şöyle açıklıyor;
“Mükemmelliyetçilik, insanın kendisine zarar veren ve bağımlılık yapan bir inanç sistemidir ve şu temel düşünceyi besler: Mükemmel görünür, mükemmel yaşar ve her şeyi mükemmel yaparsam, acı verici utanç, yargılama ve suçlama duygularını en aza indirebilir veya engelleyebilirim.”
Bizi ele geçiren bu korkulara evet derken, kendi hakikatimize, insan olmanın doğasına hayır diyoruz. Kusursuzluk, gerçek bir kusurdur. Kusurlu olmak, olumsuz geri bildirim almak, insanların yaptığımız her işi övgüyle karşılamaları, sürekli onaylanan işler yapmak ütopik bir hayalden başka bir şey değildir. Bu insan olmanın doğasına oldukça aykırı bir yaklaşımdır.
Kendi hakikatimizi bırakıp dışarıdaki insanların algılarına ve yargılarına kendi gerçeğimizi teslim ediyoruz. Gerçek üstü bir beklentiyle, kendi gücümüzün üstünü örtüyoruz. Kendimizi zihinsel tuzakların içinde kaybolmuş bir vaziyette buluyoruz.
Mükemmelliyetçilik, kendimizle kurduğumuz sağlıksız bir iletişim biçimidir.
İnsan bu hayatta en çok kendisiyle konuşuyor. Mükemmelliyetçilik devreye girdiğinde içsel konuşmamız genellikle şu şekilde oluyor;
“Yeterli değilim.
Bu konuda yeterince iyi değilim.
Ben kimim ki bu konu hakkında bir şey yapacağım.
Bu konunun uzmanları bunu görse ne der?”
Tanıdık geldi mi? Benim yıllardır kendime kurduğum cümleler bunlar. Evet, bir mükemmelliyetçiyi okuyorsunuz. 😊 Ama artık kendime bu kadar acımasız ve eleştirel yaklaşmıyorum, kusursuzluğu kovalamıyorum, kendi hakikatim neyse ona sahip çıkıyorum. Korkmuyorum demiyorum, korkularımla başa çıkabiliyorum. Nasıl mı?
Dr. Brene Brown mükemmelliyetçilikle sağlıklı bir ilişki kurmanın iki önemli adımı olduğunu söylüyor. Birincisi korkularımızı incelemek ve ikincisi iç konuşmamızı değiştirmenin önemli adımlar olduğunu belirtiyor.
Çoğu insanın zamanla ilgili karmaşık mücadeleleri vardır. Zamanı verimli kullanmak ve her şeye yetişmek arasındaki sağlıklı hedefler arasındaki farkı şöyle açıklayabilirim;
Mükemmelliyetçi İç Konuşma: “Öf. Hiçbir şeye yetişemiyorum. Her şey yarım kalıyor. Yetiştiremediğim her iş için suçluluk duyuyorum. Sevgi ve kabulü görmem için bütün her şeye yetişmem gerekir.”
Sağlıklı Çabayla İç Konuşma: “Zamanımı verimli işler için kullanmak istiyorum. Beni mutlu eden ve besleyen şeyler için zamanın benim için önemli olduğunu biliyorum. Her şeye yetişiyor olmak benim sevilip sevilmeyeceğime karar veremez. Sevgiye ve kabule olduğum her halimle değer olduğuma inanırsam, kendi gerçeğime cesaret, şefkat ve bağlantıyı yaşamıma dahil edebilirim. Kendim için bunu yapabilirim. Bunu halledebilirim.”
Bu pratik mükemmmel olmama pratiğidir. Kendi gerçeklerimize cesaret, nezaket ve şefkatle yaklaşmanın bir yoludur. Kendimizi olduğumuz gibi kabul edebilmek, olmak istediğimiz kişiyi bırakmaktan geçer. Olduğumuz kişiyi korkuları, acıları, yaşamak istemediği, reddettiği duyguları ile birlikte kabul edebilmek, gerçek bir cesaret işidir.
Mükemmel olmak değil, kendimiz olmak kusursuzdur. Kendimizi olduğumuz her halimize, bazen düşündüğümüz gibi olmamamızı da nezaketle karşılayabiliriz. Kendimizle gerçek bir bağlantı kurarak mükemmelliyetçiliğin tuzağından kendimizi koruyabiliriz.
Anna Quindlen dediği gibi;
“Gerçekten zor ve hayret verici olan şey, mükemmel olmayı bırakmak ve kendin olma çalışmasına başlamaktır.”